Geceler… Bizim gibi üreten insanlar için uzun bir ağıtın sonsuz nağmeleridir. Geceler, dizelerimizi koşturduğumuz saatlerdir. Geceler, hassas yüreklerin sığınağıdır. Çoktandır geçim derdini, gençleri, çocukları, kadınları, eğitimi, sanatı, edebiyatı ve şimdi de tek tek her bir ağacı, hayvanı, yok olan cennetlerimizi...
Benim sevgili hüzünlerimYüzünde bir maskeGülümse hadi gülümse…18-23 yaş arası çoğu üniversite öğrencisi 301 gencimiz tutuklu… Türkiye’de evet Z kuşağı bir tarih yazıyor. Danslarıyla, nezaketleriyle, çiçekleriyle, anime karakterleriyle görülmemiş bir eyleme imza atıyorlar. Hiçbir provokatif eyleme izin vermemeye çalışıyorlar. Polislere çiçekler...
Sosyal medya hepimizin hayatına bir ahtapot gibi girmiş durumda. Tabii ki ben de aktif olarak kullanmaya çalışanlardan biriyim. Çünkü her şey dijitale evrilmiş. E- dergiler, e-kitaplar, şarkılar kasetlerden dijital ortama aktarılmış. Ben de bir şair ve yazan biri olarak elimden...
“Ve nerede birileri özgür olmak için mücadele ediyorsa, onun gözüne bak anne beni göreceksin” Deniz Gezmiş… Yine uyku tutmayan bir gecenin sabahına uyandım çok şükür. Seçimle yatıp seçimle kalkıyoruz. Rüyamda eskiden şiir yazardım ya da bilim kurgu filmi senaryolarına taş...
Bugün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını kutluyoruz. Çok değil, birkaç gün önce Kübra Ergin isimli bir genç kızımız intihar etti. Hepiniz intihar mektubunu sosyal medyadan okumuşsunuzdur. Tabii bu mektubun paylaşılmasının ne kadar doğru olduğu ayrı bir tartışma...
Utanmaz olmak isterdim. Utanmadan yaşamak isterdim. Cahil olmak isterdim. O zaman ne kadar cahil olduğumu bilmezdim… “The Handmaid’s Tale” dizisinden… Damızlık Kızın Öyküsü… Margaret Atwood’un aynı isimli romanından uyarlanan dizi. Gilead isimli bir toplumda geçiyor. Doğal sebepler nedeniyle nüfus düşüşü...
Önce gökdelenleri dikip, yıldızlarımızı çaldılar ve bizi karanlığa mahkum ettiler. Sonra bahçelerimizi talan edip çiçeklerimizi öldürdüler. Öfkeyle ve kederle… Evet bir yarımızı kaybettik… Gençliğimizi geçirdik o şehirlerde. Sokaklarında hayaller kurduğumuz şehirler. Ahhh Antakya, medeniyetler şehrim. Düşündükçeyanıyorum. Caddelerinde sevgilimizle el ele...
Yıllar yıllar önce doğuyla batının birleştiği bir coğrafyada bir ülke vardı. Bu ülkenin insanları sevgiyi, saygıyı, fedakârlığı, ahlâkı, dürüstlüğü hayatlarının merkezine almışlardı. Bu ülkede eğitim çok önemliydi. Değil üniversite mezunu, lise mezunu olsanız bile iyi eğitim alarak geliştirebilirdiniz kendinizi. Televizyonlarda...
Sağcılık ve solculuk adı altında, koltuk sevdasıyla, paraya düşkünlüğümüzle, makam görgüsüzlüğümüzle, bilimi hiçe saymamızla, seviyesizliklerimizle, eğitimi önemsemememizle, birbirimize olan saygımızın olmamasıyla, objektif düşünmeyi bilmememizle, bir olmayı akıl edemememizle, ben yaptım sen yapmadın diyerek bu ülkenin ve çocuklarımızın geleceğini hep beraber...
Müteahhitlerin, onları denetlemeyen yetkili kişilerin, tekrar tekrar halka bunları yaşatanların, bu yüzyılda depremi en ağır şekilde yaşamamızı sağlayanların, bilime değil kadere inananların yatacak yeri yok… Bir bilim adamı sesini yıllarca duyuramamanın çaresizliğiyle ağlıyorsa bu ülkede, hepimize yazıklar olsun… Evet hepimiz...
Bugün sabah yatakta gözümü açtım ve şöyle bir etrafıma baktım. Dolaplar, şifonyer, takılar, çekmecelerde süsler, yerdeki halı, üstümdeki yorgan, kapalı balkonumda bir sürü kullanılmayan eşya… İçimde tuhaf bir hüzün birikti… Sonra yavaş yavaş yataktan kalktım. Evin içinde şöyle bir dolaşmaya...
Bir insanı giyiminden dolayı döverek öldürmek… Nasıl bir haktır bu? Sizin cennetiniz nasıl bir yer ki döverek birini öldürüyorsunuz ve o cennete girebileceğinizi düşünüyorsunuz? Sizin cennetinize gitmek istemiyoruz… Birileri giyimimize, birileri içtiğimize, birileri cinsel yönelimimize karışır. Dünyaya hepimiz eşit olarak...
Birileriyle tanışıyoruz, hayatımızın aşkı veya dostumuz, arkadaşımız, sırdaşımız yapıyoruz. Onlara öyle bir bağlanıyoruz ki bütün yaşamımızı o kişilere göre çiziyoruz ya da onların çizmesine izin veriyoruz. Aslında yürekten istediğimiz, kafamızdaki kişi değildir o kişi. Bir gün diyoruz, bir gün o...
Güzel bakmalısın. Güzel sevmelisin, güzel gülmeli, güzel koklamalısın. Anıların kokusu var… Ben her bahar aşık olurum portakal çiçekleri kokusunda. Çocukluğum kocaman portakal ve turunç ağaçlarıyla dolu bahçeli bir evde geçmişti. Çok şanslı olduğumu düşünüyorum bu sebepten. Her sabah heyecanla, mis...
Kalabalıklar içinde yalnız insanlarız. Yalnızlık bir tercih çoğu insan için. Psikologlara göre yalnız insanların daha akıllı olma eğilimleri olduğunu biliyor muydunuz? Zaman bu insanlar için çok değerlidir. Kendi zamanlarına önem verdikleri gibi, başkalarının zamanlarına da saygı duyarlar. Yalnız takılmaları onların...
İşte bu benim hikayem! Benim gibi başkalarının, Ayşe’nin, Fatma’nın, Zeynep’ in, Hüseyin’ in, Mustafa’nın belki de. Şu an da kadınların sözlerini duyar gibiyim. Neden sadece biz yokuz bu hikayede. Herkesin yaşanmışlıkları var. Biz önce insanız kadın olsun erkek olsun. Hepimiz...
Dün bütün insanlar olarak öldük. Dün bu cumhuriyette bir kez daha adalet güçlünün tarafındaydı. Dün yine uzun zamandır süregelen bir karar daha alındı. Dün Pınar bir kez daha yakıldı…Ailesi tekrar tekrar yıkıldı. Adalet yerle bir buralarda Pınar. Seninle hepimiz bir...
Mor salkımların altında, mor düşler kuruyordu çocuk. Baş döndürücü kokuların içinde, her gece düşleriyle arkadaş oluyordu. Mor bir bahçenin içinde, mor kapılı bir evde, mor bir ata biniyordu her gün… Kimsenin yakalayamayacağı rüzgarla yarışan bir attı bu. Onu en sevdiği...
” Periler ölürken özür diler “Bugün dünya şiir günü. Küçük İskender’in dizeleriyle başlamak istedim. Bu nasıl bir anlatım, bu nasıl güzel dizeler. Bu kadar erken geldiği için hayatına, “ölüm” ondan özür dilemiş midir acaba…Şiir tabloların dizelere dökülmüş halidir. Şiir bestelere...
8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde, 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle, bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda,...
Savaşmaları söylendi askerlere. Girin diğerlerinin toprağına, diğerlerinin evlerine… Ne için yapacaklardı bunu? Bir avuç toprak için mi? Toprak kimin toprağıydı peki? Para için, güç için, iktidar için çocuklar ölüyor ve diğerleri… Katilden hiç farkı yok bu güç ve para için...
Gülen yüzler, uçurtma uçuran çocuklar, geleceklerinden kaygı duymayan bir halkla dolu bir ülke varmış.Mutlu insanlar ülkesinde, periler ucarmış gôkyüzünde.En güzel şarkılarını söylerlermiş hep birlikte.Akşamları kalabalık aile sofralarında şen kahkahalar eşliğinde en güzel yemekler yenilirmiş.Bu ülkede hiç hırsızlık olmazmış.Dolandırıcılık nedir bilmezlermiş.Çünkü...
Sokak zifiri karanlıktı. Elif’in tek duyduğu ses topuklarından gelen tıkırtılardı. Karanlıkla birlikte adımlarını sıklaştırmaya başladı. Elif ince , uzun , narin su gibi bir kadındı.Simsiyah saçlarına yıldızlar düşmeye başlamıştı.Yüzüne ezilmisligin hüznü, hüznün ezilmişliği yansımıştı. Hüzünlerinin arasından mutluluğu yakalamaya çalışırken,...
Ne çok hayatlar yaşıyoruz bir yaşamın içinde. Bazen bir buluta yüklenip nehirlere akıyoruz. Bazen bir yıldıza uzanıp geceye koşuyoruz. Rüzgarın esintisiyle savruluyoruz solan yapraklarla beraber. Nerde bir kız çocuğu görsem çocukluğum gelir aklıma. Biraz neşeli, biraz heyecanlı, biraz sevecen ve...
Herkes anne baba olamıyor maalesef. Kaç çocuk yapabildiğin değil, olan çocuklarını ne kadar mutlu edebildiğin ve onların geleceklerini nasıl oluşturabildiğin önemli. Çocuklar bu dünyanın geleceği. Mutlu çocuklar demek, güzel bir gelecek ve güzel bir dünya demek. Çocuklar intihar ediyor. Çocuklar...
Bir sandıkla başlardı eskiden evliliğe ilk adımlarımız. Umutlarımızı, hayallerimizi, mutluluklarımızı yüklerdik sandıklara. Annelerimizin, ninelerimizin itinayla hazırladıkları dantellerimiz, yazmalarımız, kanaviçelerimiz bir düzenle dizilirdi. Kızlarının bahtını yapamaz anneler ama tahtını yapmaya çalışırlardı. Gittiği yerde yüzü yere düşmesin diye. Kıt kanaat artırdıkları paralarla...
Serçeler her zaman vardı, onları yok eden egolarıydı. Narsistliğin esiri olmayan serçeler her daim güzel öterlermiş. Bir minik serçe gizli düşlerinde her gece, mavi bir pencere görürmüş, bembeyaz inci çiçeklerinin içinde. Heyecanla her gece konarmış mavi saksılı mavi pencereye. Başka...
Düşünmeye yöneldim.İçinde yaşadığımız karmaşık uygarlığın çıplak basitliklerini gördüm.Hayat, besin ve sığınacak yer bulma meselesiydi.İnsan besin ve sığınacak yer için bir şeyler satıyordu.Tacir ayakkabılarını, politikacı insanlığını, bir kaç istisna dışında halkın bütün temsilcileri de insanların güvenini satıyordu… Jack Landon Ne kadar...
Çok mutlu çocuklardık biz eskiden. Uçurtmalar uçururduk özgür kanatlarımızda. Öyle çok gülerdik ki, kahkahalarımıza kuşlar, gökyüzünde eşlik ederdi. Topaçların çevresinde toplanırdık çocuk kalbimizle. Okuldan döndüğümüzde, ninelerimizin hazırladığı mis kokulu kurabiyelerimizi yerdik. Misafirlerimizle bir masanın etrafında oturup neşeli sohbetler yapardık. Çocuk...
Bir kıvılcım kadar ışığı olmayanları, güneşin yerine koyduk. Küçücük mutlulukların peşinde koşarken, büyük mutlulukları kaçırdık. Nankörlüğü, sevginin en saplantılısını, hastalığı, ölümün en acı verenini, zenginliği, yoksulluğu, vefayı, dostların en güzellerini, ailenin en sevgi dolusunu gördük. Cehennemi de yaşıyoruz en derinlerde,...