Hayat boyunca kaç kez tehdit edilip kaç kez ölür insan?Bir kalp, mezarı olmadan kaç defa durur? Şiddet çoğu zaman yalnızca fiziksel bir eylem olarak düşünülür. Oysa şiddetin en kalıcı biçimi görünmez olandır: tehdit. Bir bakışta, bir cümlede, bir imada saklanan...
Geceler… Bizim gibi üreten insanlar için uzun bir ağıtın sonsuz nağmeleridir. Geceler, dizelerimizi koşturduğumuz saatlerdir. Geceler, hassas yüreklerin sığınağıdır. Çoktandır geçim derdini, gençleri, çocukları, kadınları, eğitimi, sanatı, edebiyatı ve şimdi de tek tek her bir ağacı, hayvanı, yok olan cennetlerimizi...
Benim sevgili hüzünlerimYüzünde bir maskeGülümse hadi gülümse…18-23 yaş arası çoğu üniversite öğrencisi 301 gencimiz tutuklu… Türkiye’de evet Z kuşağı bir tarih yazıyor. Danslarıyla, nezaketleriyle, çiçekleriyle, anime karakterleriyle görülmemiş bir eyleme imza atıyorlar. Hiçbir provokatif eyleme izin vermemeye çalışıyorlar. Polislere çiçekler...
Eksilmiş bir dünyanın kıyısında bir yıl daha bitiyor. Savaşlar, acılar, ölümler, hüzünler, yoksulluklar, açlıklar, anlık mutlulukların ortasında… Kendimizi, tükettiğimiz dünyada yaşamak için mücadele ederken buluyoruz. Kaçıncı yüzyılı göreceğimizi düşünürken, Noel Babanın getireceği hediyeleri, modern evlerimizin bacasının olmadığını unutarak, bacalardan gelmesini...
Birbirine benziyordu tüm kadınlar…Dolgun dudaklar, mimiksiz, gülemeyen yüzler.Birbirine benziyordu tüm kadınlar…Karadeniz’in sert dağlarında çay toplayıp, omuzlarında dünyanın ağırlığıyla ezilenler…Birbirine benziyordu tüm kadınlar…Narin, deterjana hiç bulaşmamış elleri, yemek hiç yapmamış, eline sağlık hiç denilmemiş onlara.Birbirine benziyordu tüm kadınlar…Doğunun çorak, fabrikasız, acımasız...
Milyonlarca yıl önce oluşan bu tertemiz dünyada, huzuru bulamayan insanlık cenneti arama yoluna koyulmuş. Kendi elleriyle kirlettikleri dünyayı yerle bir edip, yeni dünyalar arar olmuşlar. Nankörlük, ihanet her daim onların içindeydi. Tanrı bile terk etti onları. Unutulan insanlık… Özel varlıklar...
Utanç yok olduğunda her şey başlar bir toplumda. Tecavüzcü affedilir, dolandırıcı serbest bırakılır, katil aklanır ve çocuklar, kadınlar, insanlar ölmeye devam eder. Mekânları cennet olsun diyoruz ama desek ne oluyor… Çocuklar ölmüş, kadınlar ölmüş ölmüş ölü… Bir toplum çürüyor, bir...
Sosyal medya hepimizin hayatına bir ahtapot gibi girmiş durumda. Tabii ki ben de aktif olarak kullanmaya çalışanlardan biriyim. Çünkü her şey dijitale evrilmiş. E- dergiler, e-kitaplar, şarkılar kasetlerden dijital ortama aktarılmış. Ben de bir şair ve yazan biri olarak elimden...
“Ve nerede birileri özgür olmak için mücadele ediyorsa, onun gözüne bak anne beni göreceksin” Deniz Gezmiş… Yine uyku tutmayan bir gecenin sabahına uyandım çok şükür. Seçimle yatıp seçimle kalkıyoruz. Rüyamda eskiden şiir yazardım ya da bilim kurgu filmi senaryolarına taş...
Bugün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını kutluyoruz. Çok değil, birkaç gün önce Kübra Ergin isimli bir genç kızımız intihar etti. Hepiniz intihar mektubunu sosyal medyadan okumuşsunuzdur. Tabii bu mektubun paylaşılmasının ne kadar doğru olduğu ayrı bir tartışma...
Utanmaz olmak isterdim. Utanmadan yaşamak isterdim. Cahil olmak isterdim. O zaman ne kadar cahil olduğumu bilmezdim… “The Handmaid’s Tale” dizisinden… Damızlık Kızın Öyküsü… Margaret Atwood’un aynı isimli romanından uyarlanan dizi. Gilead isimli bir toplumda geçiyor. Doğal sebepler nedeniyle nüfus düşüşü...
Önce gökdelenleri dikip, yıldızlarımızı çaldılar ve bizi karanlığa mahkum ettiler. Sonra bahçelerimizi talan edip çiçeklerimizi öldürdüler. Öfkeyle ve kederle… Evet bir yarımızı kaybettik… Gençliğimizi geçirdik o şehirlerde. Sokaklarında hayaller kurduğumuz şehirler. Ahhh Antakya, medeniyetler şehrim. Düşündükçeyanıyorum. Caddelerinde sevgilimizle el ele...
Yıllar yıllar önce doğuyla batının birleştiği bir coğrafyada bir ülke vardı. Bu ülkenin insanları sevgiyi, saygıyı, fedakârlığı, ahlâkı, dürüstlüğü hayatlarının merkezine almışlardı. Bu ülkede eğitim çok önemliydi. Değil üniversite mezunu, lise mezunu olsanız bile iyi eğitim alarak geliştirebilirdiniz kendinizi. Televizyonlarda...
Sağcılık ve solculuk adı altında, koltuk sevdasıyla, paraya düşkünlüğümüzle, makam görgüsüzlüğümüzle, bilimi hiçe saymamızla, seviyesizliklerimizle, eğitimi önemsemememizle, birbirimize olan saygımızın olmamasıyla, objektif düşünmeyi bilmememizle, bir olmayı akıl edemememizle, ben yaptım sen yapmadın diyerek bu ülkenin ve çocuklarımızın geleceğini hep beraber...
Müteahhitlerin, onları denetlemeyen yetkili kişilerin, tekrar tekrar halka bunları yaşatanların, bu yüzyılda depremi en ağır şekilde yaşamamızı sağlayanların, bilime değil kadere inananların yatacak yeri yok… Bir bilim adamı sesini yıllarca duyuramamanın çaresizliğiyle ağlıyorsa bu ülkede, hepimize yazıklar olsun… Evet hepimiz...
Bugün sabah yatakta gözümü açtım ve şöyle bir etrafıma baktım. Dolaplar, şifonyer, takılar, çekmecelerde süsler, yerdeki halı, üstümdeki yorgan, kapalı balkonumda bir sürü kullanılmayan eşya… İçimde tuhaf bir hüzün birikti… Sonra yavaş yavaş yataktan kalktım. Evin içinde şöyle bir dolaşmaya...
Bir insanı giyiminden dolayı döverek öldürmek… Nasıl bir haktır bu? Sizin cennetiniz nasıl bir yer ki döverek birini öldürüyorsunuz ve o cennete girebileceğinizi düşünüyorsunuz? Sizin cennetinize gitmek istemiyoruz… Birileri giyimimize, birileri içtiğimize, birileri cinsel yönelimimize karışır. Dünyaya hepimiz eşit olarak...
Birileriyle tanışıyoruz, hayatımızın aşkı veya dostumuz, arkadaşımız, sırdaşımız yapıyoruz. Onlara öyle bir bağlanıyoruz ki bütün yaşamımızı o kişilere göre çiziyoruz ya da onların çizmesine izin veriyoruz. Aslında yürekten istediğimiz, kafamızdaki kişi değildir o kişi. Bir gün diyoruz, bir gün o...