enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
44,3470
EURO
51,4650
ALTIN
6.292,06
BIST
12.946,44
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Samsun
Hafif Yağmurlu
11°C
Samsun
11°C
Hafif Yağmurlu
Salı Çok Bulutlu
11°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
11°C
Perşembe Çok Bulutlu
12°C
Cuma Parçalı Bulutlu
14°C

KORKUNUN GÖLGESİNDE YAŞAMAK

Hayat boyunca kaç kez tehdit edilip kaç kez ölür insan?
Bir kalp, mezarı olmadan kaç defa durur?

Şiddet çoğu zaman yalnızca fiziksel bir eylem olarak düşünülür. Oysa şiddetin en kalıcı biçimi görünmez olandır: tehdit. Bir bakışta, bir cümlede, bir imada saklanan ve insanın içine yerleşen o sürekli tedirginlik hâli… Psikolojik baskı.

Tehdit ve korku çoğu zaman çocuklukta, “Seni babana söylerim.” cümlesiyle başlar. “Bacaklarını kırarım.” diye büyür ve sertleşir.

Ve ilk ölüm gerçekleşir…

Bu cümleler belki sıradan, belki gündelik sayılır. Ama bir çocuğun zihninde sevgiyle korku arasında gidip gelen bir kaosa dönüşür. Ev, güvenli bir alan olmaktan çıkar; otoritenin ve cezalandırmanın merkezi hâline gelir. Çocuk, yanlış yapmaktan değil, yakalanmaktan korkmayı öğrenir ve itaat ettiği sürece sevileceğini düşünerek bütün bir hayatını itaat ederek geçirir.

Korku çocukla birlikte büyür ve başkalarında da korkular yaratmaya alıştırılır. Çocuk, ailenin bir aynasıdır ve o aynayı hayatı boyunca yanında taşır.

Ergenlikte beden denetlenir; eteğin boyu, sesin tonu, bakışın yönü ölçülür, gülümsemenin dozu ayarlanır.
Gençlikte davranışlar yargılanır; kimle konuştuğun, nereye gittiğin, ne düşündüğün sorgulanır.
Yetişkinlikte kararlara yön verilir.

Kimi zaman aile içinde, kimi zaman iş yerinde, kimi zaman bir ilişkide… Tehdit biçim değiştirir ama özü aynı kalır: kontrol etmek.

Ve “Sana mı inanacaklar, bana mı?” cümlesiyle sistemleşir.

Ölüm artık sistemin bir parçasıdır.

“İşini düşün.”
“Kariyerini riske atma.”

Ölürüz…

“Evini biliyorum. Bana dönmezsen olacakları düşün.”
Ölürüz…

“Ya benimsin ya toprağın.”
Ölürüz…

Bu cümleler yalnızca bireysel kabalıklar değildir; güç dengesizliğinin dilidir. Gücü elinde tutan, çoğu zaman korkuyu bir araç olarak kullanır. Çünkü korku hızlı sonuç verir. İtaatleştirir ve sessizlik sağlar.

Sustukça sustukça ölürüz…

Özellikle kadınlar için bu döngü daha da ağırlaşır. Boşanmak istersin, çocukla tehdit edilirsin. Annelikle yargılanırsın…

Ölürsün…

Ve en büyük ölümü burada yaşarsın. Gitmek istersin ama gidemezsin. Kalmak da bir ölümdür.

İtiraz edersin, itibarsızlaştırılırsın. Reddedersin, suçlu ilan edilirsin. Böylece insan, yalnızca bir tehditle değil; tehdit edilme ihtimaliyle yaşamaya başlar. Korku büyür, büyür ve görünmez bir dağa dönüşür.

Bir kez daha ölürsün…

En yıpratıcı olan da budur: Sürekli tetikte olma hâli. Sürekli kendini açıklama zorunluluğu. Sürekli ölçüp biçerek konuşma ihtiyacı.

Bu görünmez baskı biçimi, insanın cesaretini yavaş yavaş törpüler. Hayallerini küçültür ve sesini kısar. Bir süre sonra kişi gerçekten korktuğu için değil, alıştığı için susar.

Sustukça sustukça ölürüz…

Oysa sağlıklı bir birey korkuyla değil, güvenle ayakta kalır. Çocuklar tehdit edilmeden büyüyebilir. Çalışanlar sindirilmeden üretken olabilir. İlişkiler korkuyla değil, eşitlikle sürdürülebilir.

Korkuyu bir terbiye yöntemi olarak görmeye ne zaman başladık?
Ve daha önemlisi:
Onu ne zaman bırakacağız?

Çünkü insan en çok, korkmamayı öğrendiğinde değişir, gelişir ve yaşarken ölmez.

Her türlü ölürüz…

Bazen bir kelimeyle, bazen bir duruşla, bazen bir vazgeçişle.

Kimsenin bilmediği yerlerde sessizce ölürüz. Duyulmayacak yerlerde sessiz çığlıklar atarız. Göğüs kafesimizde binlerce kuş yuva yapmıştır. Açsanız kaburgalarımızı, belki de uçarız en güzel diyarlara; ama bazı kuşların diyarı yoktur, yuvası yoktur.

Bazı ölülerin de mezarı yoktur.
Bazı cinayetler belgelerde yer almaz.

Ama insanın içinden her seferinde bir şey eksilir ve buna kimse ölüm demez.

Kader Eltutan
4 Mart 2026


SESSİZ ÇIĞLIK

Sesim boğazımda düğümlenmiş
Kurtulmak istiyor
Ah, bir haykırabilsem
Sesim yok
Yok
Yok

Duyun istiyorum çığlıklarımı
Haykırıyorum
Duyuramıyorum

Karabasanlara saplanmış göğüs kafesim
Yırtsam kuşlar çıkacak

Kırmızı dudaklarım mühürlü
Konuşsam kelimeler koşacak baharlara

Yok
Yok
Sesim yok

Kader Eltutan
Kelebekler Gece Ölür kitabından

Yazarın Diğer Yazıları
12 Eylül 2022 09:48
17 Aralık 2021 10:47
21 Haziran 2022 11:58
2 Ağustos 2023 14:06
Atakum Nakliyat
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.